Cem Ödülleri Büyük Bir Kadirşinaslık
Usta gazeteci yazar Güneri Civaoğlu,
"İsmail Cem'in anısına böyle bir ödül düzenlenmesini çok büyük bir kadirşinaslık ve gerçekçilik olarak karşılıyorum" dedi. Civaoğlu, eski bir televizyoncu olduğunu belirterek Şeffaf Oda’yı “24 saatlerini üretime veren sanatçılara adadığını” söyledi. Civaoğlu ile gazeteci Selami ince görüştü.
Siz hem gazetecisiniz hem de televizyoncu. Ancak gazetecilikte daha politik ve ağır meselelerle ilgilenirken, televizyonculukta kültür sanat ağırlıklı bir programı 6 yıldır sürdürüyorsunuz. İkisi arasında konuların farklı olmasının bir nedeni var mı?
Ben aslında çok eski bir televizyoncuyum. Daha TRT kurulma aşamasındayken başladım ve TRT’de ilk kuruluşta sabah haberlerini hazırlıyordum. Sabah 5’te ben TRT Ankara Radyosu’nda olurdum. O zaman televizyonun kendi yeri bile yoktu. Hukuk fakültesinde öğrenciydim o zamanlar. Daha sonra gazeteciliğe başladım tabii. Gazetede yöneticilik yaptım ama televizyonculuğum hep sürdü. Mesela TRT açık oturumlar falan yaptım. Ondan evvel yine TRT’nin iç programlarından birini rahmetli bir arkadaşımızla birlikte yapıyorduk. Konulu bir programdı. Bir hafta ben bir hafta o sunuyordu. Show TV’nin kurucu genel müdürüyüm. Orda Basın Kulübü adı altında programımız vardı. ATV’nin ana haberini sunduk. ATV’de ayrıca programlar yaptım. Bütün bunların sonunda artık benim daha fazla ilgimi çeken sanat ve kültür programı yapıyorum. Epey de ödül alıyoruz yani
Ben gazeteciliğin de her aşamasında çalıştım. Genel Yayın Yönetmenliğine kadar yaptım. Bu meslekte de epeyce eskiyim ama. Şimdiki programda genellikle sanatçıları alıyorum ama her meslekten insanlar da konuk oluyor. Politikacı da, bilim, ekonomi dünyasından da geliyor ama onlarla da sanat ağırlıklı konuşuyoruz. Mesela bugün Bengü var bir de kanser konusunda uzman bir hocamız var. (Gülüyor, zaten şimdi bu sigarayı ondan gizli burada içiyorum. Hoca içerde) Sanatçıların çoğu 24 saatlerini en iyi bir biçimde üretmeye adamış insanlar. Onlarla konuşulan bir program olsun istedim.
Televizyonculuk açısından 2009 yılı nasıl geçti? Sizin açınızdan nasıl bir yıldı?
Bilhassa geçen yıl bazı yeni ilginç formatlar oldu. Örneğin klasik sabah kadın formatı vardır. Kanal D’de önemli bir değişiklik yapıldı ve çok değişik bir tıp programı yapıldı. Bunlar çok önemli yeniliklerdi. Bir de dizilerde artık dikkat ederseniz ağırlığı olan işler ortaya çıkmaya başladı. Ünlü yazarlarımızın eserlerinin dizi olarak çekilmesi bunlara örnek verilebilir. Belgesel yapılmaya başlandı. Gittikçe çıtanın yukarı kaldırıldığı bir gidiş var.
Siz uzun süredir her iki sektörün duayenisiniz. Gittikçe özgür basın, özgür televizyonculuk konusunda da ilerliyor muyuz? Bir de RTÜK var, Aşk-ı Memnu var
Yeni modeller oluşacak. Seyirci sponsorlu bazı yayınların da devreye gireceğini düşünüyorum. Büyük yatırımlara gerek olmadan da internet sayesinde habercilik ve yayıncılık yapılabiliyor. Yeni ve özgür modellerin oluşacağına dair umutluyum.
RTÜK meselesine hiç girmeyeyim ama Aşk- Memnu meselesine girerim. Dünyanın her tarafında bu tür işler yapılıyor. Bizde de vardı bunlar. Aşk – ı Memnu
bu ülkede yazılmış bir klasik eser ve daha önce de bu dizi olmuş. Bu ülke Dallas’ı gördü. Ama ben bu olup bitenlerde biraz da meslektaşlarda sorun görüyorum. Arkadaşlar her epizotta öpüştüler, seviştiler meselesini gündeme getiriyorlar. Aynı Beren’in değişik rollerdeki olağanüstü performansından bahsedelim. Görüntülerini vereceksek önce sanat değeri taşıyan yanlarını ortaya koyalım. Bir de olaya ciddi yaklaşalım, mesela dizide anlatılan şey, olmuyor mu? Oluyor, ama uzman kişiler gözüyle olayın nedenini araştırarak tartışalım. Çıtayı burada da yükseltmek lazım. Sanatçılar üzerinde bile baskı var. Bir örnek vereyim. Geçende burada Beren Saat ile birlikteydik. Bir yardım kampanyasında beş kuruş almadan aktif görev aldı. Bu denli büyük yetenekli, ilerisi olan bir sanatçı kendisi ve yardım için saatlerini veriyor. Ama orda sırf bu dizideki rolü için “ben bu rolüm nedeniyle belki bu sırlar gençlik için rol modeli olamayabilirim” dedi. Bu beni çok üzdü. Sen bir sanatçısın, tabii ki o rolü de en iyi oynamak durumundasın. Sana kimse bir şey diyemez. Bu gencecik sanatçının üzerine toplum olarak ne kadar yüklenmişiz. Beren cahil bir çocuk değil ki, yüksek eğitimi var, TED Ankara Koleji’nden mezun, bu işi yapmasa başka mesleği olan bir sanatçı. Ama sanatını en iyi bir şekilde icra etmeye çalışıyor. Sanıyorum kamuoyu oluşmasında bizim gazeteci dünyasının etkisi çok büyük ya, biz gazeteci mahallesi olarak bu olayı çok abarttık ve kızı baskı altına aldık. Bu konuda RTÜK’ü adeta göreve çağırdık. “Bu kadar da olmaz ki, tavır al” baskısına uğradı RTÜK. Oysa bizim mahalle aksi yönde tavır geliştirmeliydi. Elbette kamuoyu baskısını azaltacak bir rol oynamalı. Diğer yandan baksanıza Selçuk’a bağırıyorlar “Seni aldatıyor karın” diye Ama bu da herhalde dizinin etkisini gösteriyor. Yapımcı iyi yapıyor işini demek ki
Çıtanın yukarıya kalkmasında Antalya’da yapılacak İsmail Cem Ödülleri’nin katkısı ne olur? Sizin bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Her şeyden önce İsmail Cem çok iyi bir dostumdu. Güneş gazetesini kurarken başdanışman olarak bana onur verdi. Türkiye’ye dönüşünde ilk bizde Güneş’te yazmaya başladı. İsmail Cem Türk televizyonculuğunda çok önemli bir dönüm noktasıdır. Türk televizyonunu bir devlet yayın organı olmanın ötesinde çok canlı ve hareketli bir hale geçirmiş, televizyonun adeta yeniden doğuşunu sağlamıştır. Mesela sporu televizyona sokan adamdır, ilk dizi yayımlayan kişidir. Aşk-ı Memnu biliyorsunuz ilk TRT’de çekildi. İsmail Cem’in anısına böyle bir ödül düzenlenmesini çok büyük bir kadirşinaslık ve gerçekçilik olarak karşılıyorum.